
Sevdası yarım kalmış iki sevgili gecenin yarısı öldürüldüler; hava yoğunlaştı, solunmaz hale gelmişti neredeyse, barut kokusu iyiden iyiye sarmıştı her yanı, patlamalar ardı ardına duyulmaya başladı, çığlık sesleri patlama seslerini bastırıyordu, ağıtlar yükseldi, uğuldayarak gelen ve müthiş bir sesle patlayan füzelerin, hedefini bulma çabası peşinde duvarlara isabet eden mermilerin seslerini bastıran ağıtlar vardı. Ağıtların, çığlıkların ve patlamaların seslerini bastıran; şehit olma arzusunu, sahibe dönme arzusunu, vuslat arzusunu tetikleyen tevhid sesleri vardı… Gecenin bağrında….
Yavrusunu korumaya çalışırken; kendi sırtından giren şarapnelin göğsünden çıkarak, öpmeye kıyamadığı yavrusunun bedeninin parçalamasına şahit olan ana vardı o gecenin içersinde. Korkudan bayılmış küçük kardeşini güvenli bir yere çekmeye çalışırken; kardeşinin kafasının kopmuş olduğuna şahit olan abi vardı o gecenin içerisinde. Ailesine koşmaya çalışırken; yıkılmış evinin enkazını görür görmez bir füzenin yüzlerce şarapneline hedef olan baba vardı o gecenin içerisinde. Ama hepsi tebessümle teslim ettiler ruhlarını Azraile. Çünkü; Kelime-i Şehâdet vardı hepsinin son nefesinde…
Gündüz geceyi yırtarak geldi, tıpkı havayı yırtarak gelen mermiler gibi. Vahşet bütün dehşetiyle gözler önüne çıkmaya başlamıştı, onlarca genç vardı yerlerde. Çoğunun elinde taş (!) füzelerden daha inançlı, ağır veballe, ahlarla atılacak olan taşlardı bunlar. Parçalanmış bedenlerini siper etmişlerdi sağ kalanlara. Öyle bir iman ki; can pahasına direnen; pes etmeyen ve seve seve ölen ölen gençler; kalkıp savaşacaklarmış gibi heybetli yatıyorlardı yerlerde. Bunlar; Filistinli Zehra’nın gözlerinin hesabını İsrailli komutanların, liderlerin canlarıyla ödeten gençlerin genlerini taşıyan gençlerdi ve yeminli idiler bütün bu olanların hesabını sorumlularına sormaya…
Bir yanda parçalanmış bebekler, bir yanda sakat kalmış çocuklar, bir yanda yanarak ölmüş babalar, bir yanda bütün bu olanları gayet soğukkanlılıkla izleyebilen ve kılını bile kıpırdatma eylemi göstermeyen Müslümanlar vardı. Emrolunanı, sünneti ve mü’min kardeşliğini unutmuş; televizyon karşısına geçip bizi izliyorlardı.
Müdahale etmesi gerekirken, göz yumanları affetmeyeceğiz !....
Murat OĞLAĞA












